Toplum mu? Sermaye mi?

 

Toplum mu? Sermaye mi?

Etik, ahlâk, adalet! Hepsi bir kenara…

Her birimizin ayrı ayrı oldukça önemli hedefleri, tutkuları, beklentileri ve şüphesiz ki öncelikleri olacak ki, şahsi menfaatlerimizi her şeyin önünde tutabilecek tutum ve davranışlar içerisinde bulunabiliyor olabilelim!

Peki tek başına mutlu olabilmek bir kenara, var olmanın dahi mümkün olamadığı günümüz dünyasında, toplumdan, birbirinden bu kadar kopuk şekilde hayatını layıkıyla sürdürebilmek ne kadar mümkün? Peki ya yaşadığın günden, andan ihtiyaç duyduğun o hazzı alıp tadabilmek ve hissetmek?

Bireyselliğin günden güne artarak devam ettiği, her şeyin tek bir yerde olması gerektiği düşüncesi ve inancı bu kadar önemliymiş gibi lanse edilip hele ki sonuçlarının da acı şekilde yaşattırılarak tecrübe ediliyorken; elde edilen başarıları, kazanılan zaferleri, duyulan hazları ve acıları sosyal bir varlık olma özelliğine sahip insanlığın en temel ihtiyacı olan paylaşımdan bile bile uzaklaşmaya çalışma gayesi peki neden?

Herkesin kendi düşüncesinin önem kazandığı ve sesini yükseltip ifadelerini empoze etmeye çalıştığı bir dönemdeyken, bir araya gelebilip ortak akılla hareket etmek de zorlaşıyordur belki kim bilir. Belki de dinlemek, anlamak değil dinletebilmek gücü etkiliyordur herkesi.

Ya da en basit ifadeyle, bilinçli şekilde yalnızlaştırılma politikasının bir sonucudur yaşadığımız.

Hele ki sermaye ve siyasetin bu denli iç içe geçtiği, dinî unsurların da sarmala eklenerek yürütülen bir yönetim anlayışı altındayken, kendinden küçük hâle getirerek tamamını yutup büyümek, varlığını büyütmek! Elbette ki küresel ölçekte…

Tüm bunların yanında bir de benliğini koruyarak “Ben de varım!” diyebilmek tabi! Cesaretin vücut bulma hâli bu olsa gerek.

Nitekim insanî yaşam haklarının dahi mücadeleyle korunmak durumunda kalındığı bir rejimde, toplumsal ve kamusal fayda unsurlarını gözetmeye çalışmak çok daha düşsel bir felsefe olarak gün yüzüne çıkmakta.

Peki ya dünü bırakıp, geleceği kurtarabilmek için bugünden ne yapmaya başlamak gerek? Popülist yaklaşımları bırakıp elitist bir yaklaşımla düşsel bir planlama inşa ederek mi işe başlamalı mesela?

Kişisel çıkarlar zeminine oturan bir rejimde, toplumun kasten bilinçsizleştirilmesiyle ortaya çıkan ve dahası toplumu kendi hâline bırakmanın yarattığı sonuçlar da bir tarafa, toplumun refahını sağlamak nasıl mümkün olabilir?

Ekonomideki enstrümanların döngüselliği gibi siyasal yapıların ve rejimlerin döngüselliğini de ön görmeye çalışarak, bu unsurları etkileyecek ve değiştirecek bir yöntem olarak ne geliştirilebilir?

Sırf yönetsel üstünlüğü korumak adına yaratılan nicelik sınıfı ile varlığını sürdürmeye devam etme arayışındaki bir yapıyı değiştirebilmenin yolu, her defasında bu yapının o niceliği korumak için işbirliği içinde olduğu sermayeyi mi yok ederek olmalı, yoksa bu yapının karşısına çıkartılacak toplumsal ve kamusal faydayı gözetecek nitelikli bir sermaye yaratılmasıyla mı mümkün olabilecektir?

Toplumu etkisi altına alarak kendi çıkarları doğrultusunda yönlendiren bir yapı veya sermayeyi, buna karşıt tutumdaki yine bir başka sermaye mi değiştirebilir yoksa tüm bu yapıya rağmen yine yalnızca kıvılcımının ateşlenmesini bekleyen toplumun kendisi mi?

- Ender MAZI -

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder